Tuesday, March 4, 2014

Tara

Bu hikaye hayallere dolu bir çocukluğu olan bir kız çocuğunu anlatır.

 Yalnız bir çocukluk geçiren Tara kendini neredeyse tamamen resme vermiştir. Babasız ve tek annesiyle birlikte aşırı koruyucu bir çevreye sahiptir. Doğumundan beri geçirdiği değişik hastalıklar onu yaşıtlarından daha çelimsiz bırakmış, değişik alerjilere hassas bir bünye bırakmıştır. Belki de annesinin onu dışarı çıkarmaması ve diğer çocuklarla oynatmamasının nedeni de buydu. Oysa ne kadar çok isterdi arkadaşlarının olmasını. Camdan dışarda oynayan çocukların oyunlarını öğrenmişti, gözüne kestirdiği birkaç çocuğa isim takmıştı. Onlar onun en iyi arkadaşlarıydı. 

Bir hayvanı olması bile o kadar rahatlatacaktı ki onu. Cama konan güvercinler keşke o yaklaşınca kaçmasalardı. Arada nede olsa cam var. Camdan gördüğü bu uçsuzlukta uçup diğer arkadaşlarına uçuyorlardı. Annesinin olmadığı sıralarda camdan kuşlar gibi uçup dışarda uçmak sonra annesi farketmeden camdan yine gerigelmek isterdi. Ama kanatlara ihtiyacı vardı. Beyaz tüyleri olsun isterdi yada pembe. 

Bunları düşünürken salondaki sehpada resmediyordu.  Büyük bir apartman çizmişti. 25 katlı olduğunu bilse de o kadar uğraşamamıştı evini çizerken. Açık pencereli bir daireden süzülüyordu. Beyaz tüyleri olduğu gibi beyaz elbisesi de vardı. Aşağıdaki çocuklar ona bakıyordu, aşağıdan gelmesi için bağırıyorlardı. Oysa kuşlarla birlikte uçuyordu. Biraz uçup dönüşte onlarla oynamaya gelecekti. Daha sabahtı. Annesinin gelmesine daha vardı. 

Bu resmi çok sevmişti Tara. Baş harflerini yazdı kağıdın sağ alt köşesine. Koşarak odasına gidip diğer resimlerinin yanına asmak istiyordu. Koşarak odasına gitti. Kapının rüzgarıyla duvarda asılı bir resim düştü. Bu resimde pembe bir yunus vardı. Bir süre önce yunus da olmak istemişti. Yunusa da kanat yapmıştı sudan anlayınca yine uçmak istemişti. Kanatları pembeydi yunusun. 

Onun düştüğü yere yeni resmini astı. Peki yunus ne olacaktı. Yatağının yanındaki çekmecesi dolabı açtı. Burası resimlerini topladığı yerdi. Bir sürü resim yapmıştı. Hızlıca birkaçına baktı. Sonra da en üste yunusu koydu. Bu resim onun için çok önemliydi. 

Duvara dönüp baktı. Duvarda değişik hayvanlar vardı. Kulakları kocaman bir fil vardı. Belki de ilk çizdiği garip hayvan oydu. İzlediği jumbo ismindeki bir filmden etkilenmişti. Bunun adı da jumboydu. Kulaklarıyla uçuyordu. Yanında da koca kulaklarıyla uçan kendi resmi vardı. Zebra vardı. Üzerindekiler çizgi değildi değişik renklerde noktalar ve çiçeklerdi. Kelebeğin kanatları kalpler, aslanın üzerinde oturabileceği hörgücü, ayının bal yapan arı gibi çizgileri ve küçük şeffaf kanatları, tavukların açabilecekleri sarı kanatları ve güzel sesleri, penguenlerin duymaları için tavşan gibi kulakları kutup ayısı gibi kalın ve sıcak kürkleri vardı. 

Tara bu hayvanları çizip farklı bir dünya yaratmıştı kendine. Sanki böyle daha mutlu olmuşlardı hayvanlarda. Hepsinin yüzlerinde bir tebessüm vardı. Bazılarından ikişer tane vardı. Yalnız olmasınlar diye çiftlerini çizmeye başlamıştı. İlkiyle bire bir aynı değillerdi. Bazen daha komik oluyorlardı bazen daha güzel. Ama kendilerine benzer arkadaşları vardı en azından. 

Bir akşam daha olmuştu. Annesi erken yatması için yatağına yatırmıştı. Annesi gidince kapı arasından annesinin odasına baktı. Yine masasına oturmuştu. Çok çalışıyordu. Yatağına girince resimlerine bakıp dua etti. Dışarıya baktı sonra da camdan yıldızları görüyordu. Nefesi buhar yapmıştı. İki surat yaptı biri annesi biri kendisi. Buhar da kayboldu. Hemen biraz daha üfledi fakat resimler kaydoluyordu. Sıkılmıştı. Geri yatağına döndü. Uyusa da rüya görmeye başlasa hemen. Gözleri ağırlaştı ve kapandı. 

Bir vakti bir sese uyandı. Nereden geldiğini anlamamıştı. Daha yeni uyumuştu sanki..ne de çabuk sabah oldu. Daha uyumak iistiyordu. Seslere kulak verdi. Kuş sesleri gibiydi ama güvercin değildi. Sonra rüzgar, kanat çırpışları, dalgalar... Biraz korkmuştu bu sesler battanesinin içinden geliyordu. Korttu ve battaniyenin güvenliğine sığındı gelen seslere rağmen. Gözlerini kapattı içeri de. Sanırım herşey yoluna girmişti.. Elleriyle kapattığı kulaklarını bıraktı. Sabah mı olmuştu yoksa neden aydınlıkta battaniyenin dışarısı. 

Birden kendini başka bir dünyada bulmuştu. Çok etkilenmişti. İlk korkusu geri de kalmış, ortamın büyüsü aklını başından almıştı. Ters ağaçlardan meyveler sarkıyor, çiçekler hep ona dönmüş etrafa kokular yayıyordu. Bir meyve dikkatini çekti, koparmadan tadına baktı. Hiç ekşilik yoktu ama çilek tadındaydı, yok muz mu, üzüm mü.. Tadı karışıktı, meyve de hiç tanıdık değildi. Isırdığı yerin kapanmış olduğunu gördü. Başka bir meyve gördü, ona doğru giderken etrafta bir sürü meyve ve çiçeğin olduğunu farketti. Çimlere basmaya, çiçekleri ezmemekten çekindi. Bir an ayakları yerden havalandı. Artık ne çimleri ezmek zorunda kalıyor ne de çiçekleri. Hem daha da hızlı gidebiliyordu. Hatta hızlı koşuyordu sanki uçuyordu. Kollarını iki yana açtı ve kendini boşluğa bıraktı. Uçacağını düşünmüştü fakat yere düştü. Ama ağlamaklı olmuştu, ama canının hiç yanmadığını anladı. Gökyüzünde kuşlar vardı, onun da kantları olsaydı o da kuşlar gibi uçardı. Bu dünyanın bir kuralıydı. Burası da dünya olmalıydı. Ama böyle bir yeri ne kitaplarda ne de televizyonda görmüştü. Burası bir değişikti, farklı bir duygu vardı içinde. Sanki sonsuz mutluluk. Annesinin olmadığını biliyordu yanında üzülmek istemişti, üzülemedi. Alerji de olmamıştı dışarıda olmadına rağmen. Haydi dedi kendi kendine.. Koşmalıydı. İstediği gibi gezebilirdi burada. Koşmaya başladı tepeden aşağıya doğru. Kuşlar oraya inmişti. Ağaçların, çalıların arasından geçiyor suların üstünden koşuyordu. Bu durgun nehir boyunca koşarken balıklar onu takip ediyordu. Ayaklarının hemen altındaydılar, gören balık peşine takılıyor, su üstüne sıçrayanlar uçmaya başlıyordu. Bu ona garip gelse de koşmaya devam etti. Bu sefer suda daha büyük bir balık vardı, sonra iki oldular. Acaba korkmalımıydı. Daha hızlı koşmaya başladı, balıklar da. Birden bu balıklar da sudan sıçradı. Sırtı ıslanmıştı. Arkasından gelen gülücüklerin tonu kalınlaşmıştı. Onu geçen balıklar vardı, ve büyük balık. Ama bu balık değildi ki. Bu bir fildi. Biraz yavaşladı, anlamaya çalışıyordu. Bu balığa benzeyen koca kulaklı bir değil iki fildi. Su üstünde dururken. Balıklar ve filler ona çarparak geçtiler. En geride küçük balıklar kalmıştı. İleride denize dökülen nehrin sonuna kadar uçarsak gitmişlerdi. Nehrin denizle birleştiği yerde suya daldılar. Filler biraz daha göründü. İki fil ne kadar da iyi anlaşıyorlardı. 

Denize  doğru koştu Tara. Denizde de yürüyebilmeyi istiyordu. Güzel bir gündü, dalga neredeyse yoktu. Denize giren balıklara bakmak için başını suya soktu. Az önceki balıklar aşağıdaydı, hatta hemen burnunun dibindeydiler ve ona bakıyorlardı. Nefesini çok fazla tutamadı. Şikin yanaklarından nefesi kaçıyordu. Çıkıp bir daha derin nefes aldı ve suya daldı. O kadar sert soktu ki başını, suyun içine düştü. Etrafında balıklar gülüşüyor, daireler çiziyorlardı. Nefesi daha fazla yetmezdi, yukarıya çıkmalıyım diye düşündü. Ama o nefesi ona yetiyordu. Nefes aldı, çiğerleri hava doldu. Yüzme bilmemesine rağmen suyun içinde yürümeye çalıştı. Pek beceremedi aslında. Ellerini de kullandı balıklar gibi.  Fillerin sesini duyabiliyordu. Uzaktan kulaklarıyla yüzdüklerini gördü. Oda kulaklarını oynattı. Evet suda gidiyordu. Küçük kulakları onun nasıl yüzdürdüğünü anlamamıştı. Kulaklarının düşündüğünden daha büyük olduğunu anlamamıştı. Fillere doğru gidiyordu. Selamlaştılar, filler hortumlarını uzattı ona doğru. İki eliyle uzaydan hortumları tuttu. Merhaba jumbo dedi. O da anlamış gibi gözlerini kapayıp açtı. Diğeri de onu selamladı. Filler sonsuz mavilikte oynarken tara'yı da bekliyorlardı. Tara da aralarında oynuyordu. Filler onu hortumlarıyla çekiyor döndürüyorlardı. Jumbonun boynuna binmişti, daha doğrusu o bindirmişti Tara'yı. Suda yarışıyordu iki fil. Tara bir Jumbo'da bir diğerinde buluyordu kendini. Diğerine de isim vermek istedi. Jumba oldu diğerinin adı da. Suyun üstüne yaklaşırken suyun üstüne değdi elini uzatarak. Eli dalga yapıyordu. Filler onun dışarı çıkmak istediğini düşündü. Eli suyun üstünde yükselirken kendini bir dalganın içinde buldu. Ciğerleri hava doldu. Gözlerini ovalarken filin suyun üstünde uçtuğunu gördü. Bir dalga sesi geliyordu. Arkalarında pembe bir yunus sudan sıçrıyordu. Filin kafasına vurarak yunusa işaret etti.  Jumbo yunusu yakından göstermek için ters döndü. Tara gözlerini açtı yine, ellerini suya uzattı. İki eli suyun içinde ilerliyordu. Jumbo suya daha da yaklaşınca başını da içeri soktu. Kafasını çevirdi fakat göremedi yunus tam altlarındaydı. Elleriyle yunusu kucakladı. Fil sudan çıktı sonra büyk bir dalgayla suya daldı. Havadan suya sıçrıyorlardı. Sanki tam tersi olması gerekiyordu. Sudaki yunus da sudan sıçrıyordu. Fil suyun üstüne çıktı yunus da onlarla birlikteydi. Pembe parlak ve yumuşak tüyleri vardı yunusun. Ellemek istedi tüylerine. Filin hortumundan yunusa ulaştı elleri. O da tüyler istedi. Tüyü olsaydı kanata dönerdi kolları, o da kuşa. O anda kollarındaki kıllar küçük tüylere döndü. Görünürde kanatları yoktu yine de rüzgarı kollarında hissetti. Kollarını havaya kaldırdı, evet rüzgar kollarının altındaydı. Biraz çarpıyor yapması bile onu oturduğu yerden kaldırmaya getmişti. Ayağa kalktı ve suya, fillere ve yunusa baktı, sonra da denizle aralarında beliren beyaz tombul bulutlara. Bulutlara elledi, neredeyse yumuşak yastık gibiydiler. Parmakların arasından akıp gitti bulut tozları.

 Artık uçmak istiyordu. Filler bulutların altında kalırken kollarını açtı ve bir açılan paraşüt gibi havalandı. Elleri açıl buluta iniş yaparken kollarını çarptı. Bulutlarda ilerleyen yunus ve fillere yetişmeliydi. 

Bulutlara çarpmamaya çalışıyordu; yine de istemeyecek çarpıyor, bulutları dağıtıyordu. Bir süre içinde uzman bir uçucuydu. Ne yunustan ne fillerden ses vardı. Yukarıdan daha geniş açıdan görebilir diye düşünerek atmosferin sonuna kadar çıktı. Durup yeni dünyaya bakınca masmavi bir küre görüyordu. Ne kara vardı ne filler. Üzerinde uçtuğu o bulutta bir tutam kalmıştı. Sanki daha da küçülüyordu. Onu kaybetmek istememişti. Ona yönelip uçtu. Bir iki kanat çıkmıştı ki buluta çarpttı. O kadar sert çarpmıştı ki bulutun diğer tarafına geçti. Tam da denizle nehrin birleştiği yerdeydi. Fil ve yunuslar da oradaydı. Kumsalda penguenler vardı. Tarayı görünce sırtlarımdaki kulaklarını ona çevirdiler. Tara uçarak hayvanlara doğru uçtu. Korkak penguenler sudaki deliklere saklandı. Onları daha fazla korkutmak istemedi. 

Hava kararmaya başlamıştı sanki. Geldiği yeri bulmak istedi. Nehre geri döndü. Bu sefer nehirde koşmuyor, uçuyordu. Nehirden su içen palyaço zebraları, boynuzları yaprak açmış geyikleri, tek boynuzlu atını gördü. Nehir bitip çiçeklerin üstünde uçarken çalışkan bal toplayan ayılar ve kelebekler çiçeklerin arasından kaçışıyordu. Hava kararırken battaniyesi çimlerin üstünde bıraktığı gibiydi. Battaniyesini almadan az önce yediği meyveyi koparmak istedi. Ne kadar çekse de koparamadı. Dişleyerek koparmak istese de meyve yumuşak olduğundan ağzına bulaştı. Yine çileği muzu hatırladı. Eve dönmeliydi. Battaniyeyi kaldırdı. Altından sesler geliyordu. İçine girdi. Bu sesler annesinin, salonda açtıığı televizyonun sesiydi. Annesi battaniyeyi dürtüyordu. Tara hadi kalk, kahvaltıya. 

Tara çok derin bir uykudan uyanmış gibiydi. Hiç kalkmak istemiyordu. Annesi kaldırmak için Tara'yı gıdıklarken uykusu da açılmıştı. Annesine rüya gördüğünü söylemek istiyordu. Annesi Tara'yı yataktan kaldırmak için gıdıklwrken uykusunu da kaçırmıştı. Tara annesinin iki kolundan tutarak yataktan atladı. Tara herşeyi unutmuş gibiydi. Odanın kapısını kapatınca duvara astığı son resim yere düştü.

Tara'nın annesi işe gitmiş, bakıcısıyla başbaşa kalmıştı. 

Tara televizyona kendisini kaptırdığı bir sıra bakıcı televizyonu kapatır. Sanatsal aktivite olarak resim çizmesini istiyordu. Tara bu sefer masadaki beyaz kağıt ve boyaların davetine biraz isteksizdi. Oda havalansın diye aralık bırakılan pencere koştu. Dışarıdan gelen sesleri baktı. Pencerenin pervazından  kuşlar havalanıp gökyüzünde kayboldular. Aşağıdaki arkadaşlarını gördü Tara. Yine kanatlarım olsaydı diye iç geçirdi. Kollarında hafif esen rüzgarı hissetti. Kollarını kaldırdı.  O an sanki gördüklerini hatırladı. Hiç birşey söylemeden odasına koştu. Kapıyı içten kapattı kimse girmesin diye. Battaniye yatakta duruyordu. Yanına yaklaştı kafasını içine soktu. Ses gelmiyordu. İçine girdi ve kulaklarını tıkadı. Biraz bekledikten sonra battaniyenin altından dışarı baktı. Odasındaydı. Bir daha denedi, yine dışarı baktı. Duvardaki resimleri gördü. Denemeden sıkıldı ve sırtüstü yattarak rüyasının tamamını hatırlamaya çalıştı. 

Rüyasındaki tüm hayvanlar, çiçekler ve ağaçlar resimlerinde olduğu gibiydi. Çekmecesindeki resimleri çıkarıp yere teker teker dizdi, duvarda da vardı. Resimlerde anne, babası, arkadaşları da vardı. Fakat rüyada yoktu. Demekki sadece doğa ve kendisi vardı. 

O kadar geniş yerde ne kadar az hayvan vardı. Eğer bu rüyayı yine görebilirse orayı daha renkli görmek istiyordu. Salondaki boya ve kağıtları aldı, oradaki kağıtları da seçti. Önce pembe yunusun olduğu kağıdı aldı. Ona benzer bir yunus çizdi. Artık birlikte yüzeceği bir arkadaşı vardı. Yeni hayvanlar çiçekler çizgi. Konuşan papağanlar, uçan balinalar, kabuk değilde evi olan kaplumbağalar, değişik daha bir sürü hayvan ve çiçekler, şelaleler ve gökkuşağı. 

İşinden geç gelen Annesi bakıcısı Tara'nın odasından çıkmadığını ve resim çizdiğini söyledi. Annesi odaya girdiğinde Tara uyuyordu. Yerdeki, masasındaki kağıtlara bakarak topladı. Resimlerin garip olduğunu bildiğinden başını sallayarak gülümsedi. Hepsini çekmeceye koydu. Hem Tara'nın saçını seviyor hem de onunla konuşuyor, onu ne kadar çok sevdiğini söylüyordu. Çıkmadan önce battaniyeyi üstüne örttü. Uyku halindeki Tara sanki battaniyeyi hissetmiş gibi battaniyeye sarıldı. 

Gece Tara uyurken yine sesler duyulmaya başlar. Dünden daha farklı sesler gelmektedir. Battaniye yavaşça Tara'nın kafasına çekilir. 

Tara seslere ve aydınlanan battaniyenin içinde uyanır. Dışarısı neredeyse dünkü yerdir. Sesler cıvıl cıvıldır, daha çok ağaç daha fazla çiçek vardır. Çiçeklerin üstünde farklı kelebekler böcekler vardır. Hemen meyvelere koşar. Sabah çizdiği gibi meyveler koparılabilmektedir artık. Hemen etrafı, değişiklik ve yeni eklediklerini görmek için kollarını çarparak uçar ve nehire uçar. Dünkü gibi balıklar toplanır etrafında denize doğru uçarken filler yanında yunuslar önünde eşlik etmektedir. Uçarken etrafta yeni gelen hayvanları görür. Hepsi onu gördüğüne sevinmiş gibidir. Yeni tepeler, gökyüzüne akan şelaleler ve dökülen suyundan oluşan çeşitli gökkuşaklarını seyreder. Suya dalar gök yüzünde uçar. Yine hava kararırken battaniyesine döner. 

Evde uyanınca bu sefer herşeyi hatırlayordur. Çok mutludur. Annesi Tara'nın bu mutluluğu ve erken kalkmasına anlam veremez. 

Tara bu rüya mı gerçek mi ne olduğunu bilmediği durumu anlamıştır. Daha çok resim çizdi o gün. Dünyasını daha da genişletti. 

Gece annesi geldiğinde Tara battaniyesine gömülmüş uyuyordur. Yeni dünyadındadır bir süre sonra. Ertesi gün de. Bir sonraki gün de..

Tara eskisi gibi pencereden dışarı daha az bakıyordu. Kağıtlara gömülmüştü genelde.